ANKARA’NIN FİLLERİ

secil tarafından . tarihinde Hamdi Topçuoğlu, Yazarlar kategorisine eklendi. 60 views kez görüntülendi.

“Doldur be meyhaneci!
Doldur doldur da ver, doldur doldur da ver!”

Adnan Abimiz (Şenses), bu şarkısını Güvercinlik’teki evinde Çomça Koyu’na  baka baka kim bilir kaç kez söylemiştir.  Şimdi denizin bu doldurulmuş halini görünce:

“Tuh be! Biz kadehin doldurulmasından söz ettik, adamlar deniz doldurmak anladı” mı diyecek; yoksa devlet, yarımadadaki bu katliama ses çıkarmadığına göre bu yakadakilere de ses çıkaramaz deyip el ovuşturanlara “Geçmiş olsun, komşu! Yakında tapularınız için de şarkı besteleyeceğim” mi diyecektir?

Birkaç yıl önce bir paragözün Pina Yarımadasındaki denizi doldurma çalışması karşısında yazdığım yazıya böyle başlamıştım.

Çevrecilerin tepkisi ve Bakan Ertuğrul Günay’ın duyarlılığı karşısında adamlar geri adım attılar. Ama  hırslarının gereğini yapmaktan asla vazgeçmediler.

Şimdi Güvercinlik koyuna girenler başlarını sağa çevirince yükselen oteli görüyorlar. Koya doldurdukları molozları sözüm ona çıkardılar; ama tepeye o binayı dikiyorlar.

Geçen hafta Bodrum Grand Yazıcı’da 2011 yılı turizm değerlendirme toplantısı vardı. Turizm Toplantıda, Tanıtma Genel Müdürü Sayın Cumhur Güven Taşbaşı  Bakan Günay’ın olayın takipçisi olduğunu, Vali Bey de gerekenin yapıldığını söyledi.

Ben bu konularda Bakan Ertuğrul Günay’ın da  ve valimiz  Sayın  Fatih Şahin’in de   duyarsız olduğunu sanmıyorum. Bazı şeyleri düzeltmek için vali olmak da bakan olmak da yetmiyor bu ülkede. Kanunlar ne denli iyi yapılırsa yapılsın, gözlerini para hırsı bürümüşler, öyle ya da böyle bir yolunu bulup  yollarına devam ediyorlar. Çünkü onların da bu sistem içinde akıl hocaları çok.

Bodrum’da  mavi yolculuğun en güzel duraklarından biri de Kisebüküdür. Burası 1′inci derece doğal ve arkeolojik SİT alanı olarak tescillidir. Hal böyleyken Kisebükü Koyu’ndaki 230 dönümlük ormanlık arazi, birkaç gözü doymaza tahsis edilir. Onlar da yıllardır  2 bin 550 yataklı üç otel  yapmak için yırtınır dururlar.  Bodrumlu bu işe karşıdır. Yıllardan beri de onlar da yasal yollardan burayı “paragözlere gaptırmecez.” mücadelesi verirler. Mahkemeler mahkemeleri kovalar; Danıştay, Anayasa Mahkemesi  bir sürü karar verir; ama adamları durdurmak olanaksızdır.

Öğrendiğimize göre, bu beyler  kanunun bir boşluğundan yararlanmak için şimdi orada sıcak su sondajları yaptırıyorlarmış. Hatta biraz uzakça bir yerde de 38 derece sıcak su bulmuşlar, bunu kılıf olarak kullanıp otellerini yapacaklarmış.

Geçenlerde bu firmanın ağızlarından biri, nasıl da uyumlu  otel yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıyordu.  (Yüksel Aksu Kardeşimiz, o adamı Entel Köy  Efe Köye karşı filminde neden oynatmamış ki! Adam konuşurken ben  See Garden’ın  kapısından kovuluşumu anımsıyorum. “Yassah  kardaşım!” demişti bekçi. “Burası  özel mülkiyet, giremezsiniz!”

Aynı şeyi, geçen yıl Cennet Koy’da da yaşamıştım. Bizim Herodot 3. Yaş derneğinin  pazar yürüyüşünde denizin içine dek uzanan dikenli tellerden geçememiş üstelik araziye izinsiz girdik diye bekçiden bir sürü de azar işitmiştik.

Yaşadıklarımız “dağdakinin gelip bağdakini kovma”sından başka bir şey değil.

Bodrum  turizminin şahdamarı “Mavi Yolculuk”tur. Bodrum’u turizmde dünya markası yapan Bodrum’un çilekeş denizcileridir.  Halen 4000 dolayındaki yat, 30.000 dolayındaki yatakla Bodrum ve Türkiye turizmine hizmet vermektedir.  Her biri aile işletmesi olan  bu yatlar sayesinde  binlerce Bodrumlu geçimini sağlar. Mavi Yolculuk güzergâhlarında yapılacak oteller doğayı katletmenin yanında  Bodrum turizmini hançerleyeceğinden hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Doğup büyüdüğüm bu topraklardan ulusal medyaya yansıyan her güzel haberle coşan, kötü haberle derinden sarsılan biriyim. Bu tutumum, kendi çevremi, ülkemin diğer bölgelerine üstün tutmamdan değil, bu yurdun, herkesin kendi yöresine sahip çıkmasıyla; korunup kollanabileceğine inanmamdandır. Ne var ki, yöremizin  Vandallara bile rahmet okutur biçimde talan edilmesi karşısında sessiz kaldığımız da bir gerçek. İşimiz gücümüz, günü kurtarmak ve cebimizi doldurmak.  Parolamız açık: Yak, yık; kes, biç; doldur. Dün Eskihisar, bugün Gibye, dün See Garden, bugün Çomça koyu, Cennet koyu, Kisebükü…
Son günlerde nedense aklıma hep “Timur’un filleri” geliyor.

Timur, Nasrettin Hoca’nın köyüne, beslemeleri için iki fil yollamış. Filler, zaten karınlarını zor doyuran yoksul köy halkını iyice canından bezdirmiş. Ama kimse, Timur’a “al bu filleri” diyecek cesareti de gösteremiyormuş.

Canlarından bezen köylüler sonunda, Timur’un yanında
itibarı olduğunu bildikleri Nasrettin Hoca’ya gitmişler

“Aman hocam, senin Timur’la aran iyidir, kurtar bizi bu fillerden” diye yalvar yakar olmuşlar.

Hoca, düşünüp taşınmış:

“Tamam, ama ben yalnız gitmem. Timur’a tüm köylü beraber gideceğiz.” demiş.

Köylüler, Nasrettin Hoca’nın isteğini kabul etmişler. Hazırlıklar yapıldıktan sonra Hoca önde, köylüler arkada yola çıkmışlar. Saraya vardıklarında Hoca dönüp bakmış ki arkasında hiçbir köylü kalmamış. Hoca çaresiz Timur’un karşısına tek başına çıkmış:
Timur:
—Söyle bakalım Hoca Efendi, derdiniz nedir, diye somuş.

Hoca:
—Hükümdarım, bizim köye iki fil yollamıştınız ya; köylü fillerden pek memnun,
hükümdarımız bize iki fil daha göndermenizi isterler, deyivermiş.

Başkalarını bilmem; ama ben tek başıma da olsam Nasrettin Hoca’nın sözünü asla söylemeyeceğim. Ömrüm oldukça Timurlara söyleyeceğim söz bellidir:

“Ankara, Ankara, fillerini buralardan çek!”

Geri Bildirim gönder...