CHP’DE OLAĞANÜSTÜ KURULTAY..
SHP ve CHP dönemlerinde parti, olağan kurultaylarının dışında sürekli olağanüstü kurultayları da yaşadığı için; kamuoyu nezdinde partinin adı, “Sürekli Kurultaylar Partisi” olarak anılmaya başlanıldı. CHP isminin bu şekilde anılması veya değerlendirilmesi, aynı zamanda bir ironi konusu yapılmasına da neden olmaktadır.
Bir parti için olağan kurultayların yanında olağanüstü kurultayların toplanması, eleştiri konusu olmamalı… Eğer bu kurultaylarda, düşünce eksenli konular konuşuluyor, tartışılıyor, partinin gelişmesi için yeni politikalar ve stratejiler belirleniyorsa; iktidarın hegemonik-baskıcı tutumlarına, demokrasiye zarar veren davranışlarına ve her şeyden önemlisi ülke içinde yaşanılan yoksulluğa, gelir dengesizliklerine, toplumdaki sınıf ve katmanlar arasında meydana gelen uçurumlara karşı ne yapmalıyız noktasında bir çıkış yolu aranıyorsa; muhalefet tavrını daha etkin hale getirme, ezilenlerin ve yoksulların partisi olma doğrultusunda bir arayışsa ve partiyi daha ileriye götürebilme amaçlı bir toplantıysa bu toplantılar; bu anlamda, kurultayları sık sık yapmanın hiçbir mahzuru ol(a)maz. Aksine bu tür toplantılar/kurultaylar, parti içi dinamizmi yaratmada önemli bir işlevi yerine getirir. Bu tip yaklaşımlar doğrultusunda düzenlenen kurultayları, sağlıklı bir gelişimin ifadesi ve bir sonucu olarak görmek gerekir…
Oysa CHP- SHP-CHP geleneğinde, bugün bulunduğumuz noktadan şöyle bir geçmişe doğru baktığımızda; Ecevit döneminde, Erdal İnönü döneminde ve şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu döneminde olağanüstü kurultay girişimlerinin altında veya arkasında hep sen-ben kavgası şeklinde ortaya çıkan girişimler vardır. Bugüne kadar olağanüstü kurultay toplansın diyenler, hep, genel başkan değişikliğini öne çıkarmışlar ve kendi grup liderlerinin genel başkan olması için bastırmışlardır. Bazıları tarafından parti içi mücadele, hep kişiye endeksli yapılmış; genel başkan değişince, kendi grup liderleri genel başkan olunca, partiyle ilgili tüm sorunlar çözümlenmiş gibi görülmüş ve öyle algılanmıştır.
Bir sosyal demokrat partiyi toplumda etkin kılacak olan; onun sahip olduğu siyasi kimliğidir. Bir sol partide, partinin başarısını sadece lidere ve onun karizmasına bağlamak yanlıştır. Mutlaka liderin karizmasının siyasi başarıda bir payı vardır ama bunu mutlaklaştırmamak gerekiyor. Önemli olan partinin siyasi kimliğidir, somut koşullar doğrultusunda geliştirdiği politikalar ve evrensel değerler doğrultusunda savunduklarıdır.
PARTİ İÇİ MÜCADELE
Sol partiler lider partisi değil, düşünce sistemi/fikir partisidirler. Büyümek, gelişmek ve iktidar olmak isteniyorsa CHP de öyle olmak zorundadır. Parti içi yarışı, lidere tabi olma yarışından ve tavrından çıkarıp; bu mücadele düşünce odaklı bir yarışa ve rekabete dönüştürülmelidir. Böyle yapılırsa, CHP büyüyecek, toplumdaki itibarını/desteğini yükseltecektir. Parti içi mücadele; şu lider gitsin onun yerine bu gelsin basit mantığından kurtarılıp, fikirlerin yarıştığı, yeni fikirlerin ortaya çıktığı bir beyin jimnastiği şeklinde olursa bir anlam kazanacaktır. Bugüne kadar, CHP’de eksik olan anlayış ve yapılmayan buydu…
CHP’nin; toplumdan ve toplumsal sorunlardan kopuk, toplumun değişiminden korkan ve parti içi iktidar mücadelesine mahkum bir parti olarak algılanmasının önüne geçilmelidir. SHP’de İnönü gitti Baykal geldi. Parti büyüdü mü, iktidar alternatifi olabildi mi? Uzun yıllar bu partinin başında Baykal ve ekibi vardı, parti bir arpa boyu yol alabildi mi? % 20’lik oy yüzdesinden, % 21.5’luk oy yüzdesine varırken, % 1.5’luk oy artışını bir başarı olarak nitelendirmek, bir sorumluluk örneği midir? Kılıçdaroğlu gitse, yerine yeniden Baykal gelse veya bir başkası gelse ne olur? CHP’nin başına dünyanın en yakışıklı erkeğini veya en güzel kadınını getirip koysak, CHP oy patlaması mı yapacak?
YENİ SÖYLEM
CHP’de başarıyı kişilere bağlamak veya tek başına liderin karizmasından medet ummak, boşuna hayal kurmaktan ve yerinde saymaktan ve/veya küçük olsun benim olsun anlayışına sahip olmaktan başka bir şey değildir. Tarih, bu tür düşüncelere sahip olanların iktidar olduğunu yazmıyor. İngiltere’de Muhafazakar Parti’de Thatcer, İşçi Partisi’nde Blair, bizde ise 1970’li yılların başında Ecevit, parti içi mücadeleler sonucunda liderliğe geldiler ve partilerine yeni bir nefes, yeni bir kimlik kazandırarak iktidar oldular. Yeni Muhafazakarlık, Üçüncü Yol, Ortanın Solu gibi yeni siyasi kimlik ve söylemler; bu liderleri iktidara taşıdı. Kılıçdaroğlu çizgisi de böyle bir yenilenme isteği ve arzusunu yansıtıyor… CHP içindeki statükocular ise buna direniyor ve olağanüstü kurultay için imza toplamalarının da altında yatan temel neden budur… Onlara göre önemli olan partinin büyümesi, iktidar olması değil; parti küçük olsun-varsın, zararı yok, yeter ki her dönem onlar milletvekili seçilebilsinler…
Bugün CHP’nin temel sorunu lider sorunu değil, partinin sosyal demokrat evrensel değerlere sahip olup, olmadığı ve bu doğrultuda politikalar geliştirip, geliştiremediğidir… CHP’nin temel sorunu budur ve bu sorun aşıldığı takdirde, CHP bugünkü konumundan çok daha ilerilerde olacaktır. CHP’de şu anda eksik olan bir başka şey de, liderin altının fikirsel ve politika oluşturma anlamında tam doldurulamamasıdır. Bu ve CHP’nin bugünkü muhalefet tavrının yetersizliği ile ilgili değerlendirme ve önerilerim ise bir başka yazının konusu…
Nevzat Çağlar Tüfekçi nctmilas@gmail.com
Geri Bildirim gönder...















